Son derste kollarım iki yana açık ve gözlerim kapalı bir şekilde dörtnala gittim... Ama onun öncesi var.
Bir uçtan diğer uca
Son ders, aslında her ders gibi, pek çok açıdan hayatın özeti gibi oldu. Bunda aynı derste iki farklı ata binmemin de etkisi var tabi.
Beyaz
Furkan'la başladık. Furkan, sanıyorum Lipizzan dedikleri ve İspanyol Binicilik okulunun atlarından, kır ve yakışıklı bir aygır. Ona ilk binişimdi. Hızlı ve güçlü bir at. Ne var ki, o heybetli görünüşüne ve aygır olmasına rağmen oldukça ürkek kendisi :) Hava çok olmasa da rüzgarlıydı. Ve rüzgarın manejin brandasında çıkardığı sesler, brandanın rüzgarın etkisiyle yaptığı hareketlerin oluşturduğu gölgeler, vs, Furkan'ı epey korkuttu. Onunla mümkün mertebe yumuşak bir ses tonuyla sohbet etmek, arada şarkılar mırıldanmak, iç bacak yardımını sürekli canlı tutmaya ve dizginleri hafif hafif sıkıp bırakmak suretiyle ağzıyla olan teması sürekli kılma çabalarıma rağmen 20 dakika kadar mücadeleyi sürdürebildim. Bu hızlı, güçlü ve üstüne üstük bir de korkak hayvanı "tutabilmek" gerçekten epey zordu. Daha doğrusu, dersin sonuna kadar devam edebilirdik tabi bu şekilde, arada dörtnala kalkışlar, içeri kaçışlar filan hafif heyecanlarla o şekilde de binişe devam edebilirdim, ama açıkçası etmek istemedim. Binişin hayvana eziyet halini aldığını hissettiğim zamanlarda benim de tadım kaçıyor. Son bir kaç dakika yarım manej daireler çizip biraz sakinleştirip Furkan'ı "güvenli" ahırına gönderdik.
Siyah
Furkan'dan sonra uzun zamandır binmediğim yağız Olympia geldi. Uzun zamandır binmiyorum çünkü Olympia "yavaş" bir hayvan olduğu için nispeten acemi binicilerin sıklıkla bindiği bir kısrak. Furkan'la "tutabilmek" için verdiğim duraksız mücadelenin yerini, Olympia ile "gidebilmek" için verilen mücadele aldı :) "Hocam uçlarda gidip geliyoruz bugün" dedim, "Siyah ve Beyaz değil mi?" dedi Mahir hoca, gerçekten öyleydi. Yavaş atın çiftesi pek olur lafına yaraşırcasına Olympia çoğunlukla cadaloz bir kadın olmakla birlikte, artık doğası gereği ürkek bir hayvan olan atı korkutması gereken rüzgarlara ve seslere karşı bile duyarsızlaşmış bir bezmişlik içinde bir at... Binicilik kulüplerinde "oynak" atların kötü at olarak addedildiği, bunun yanı sıra Olympia gibi yavaş atlarınsa iyi at addedildiğini, fakat aslında ikisi arasındaki farkın teslim olmak, ruhunu ve yaşam enerjisini yitirmiş olmakla ilgili olduğunu anlattı Mahir hoca. İçindeki oynak ruh "terbiye" edilen Olympia, artık evet rüzgardan ve seslerden korkmuyordu belki, fakat gitmek için içindeki şevki ancak Mahir hocanın yerde şaklattığı kamçı seslerini duyduğu saniyelerde hatırlayıveriyor, sonra yine aynı bitikliğine dönüyordu. Onu bir yandan kalça hareketlerimle sürekli itmeye, yardımlarla sürekli canlı tutmaya çalışırken, bir yandan da üzerimize enerjiler aktığını hayal edip, Olympia'yı canlandırmaya, "benimle biniş yapmaktan biraz olsun keyif almayı denemesi için" ikna etmeye çalışıyordum. Ne kadar yorulduğumu, çoğu noktada o beni değil de asıl "ben onu taşıyormuşum gibi" hissettiğimi tahmin edersiniz. Bir yandan da Mahir hocanın Olympia ve onun gibi teslim olmuş atlarla ilgili söylediklerine acayip üzülüyor ve "hadi ama, o kadar kötü olamaz, bütün gün ahırda tıkılıp kalmaktansa, şimdi hareket etme ve oyun oynama fırsatı" diye onu ikna çalışmalarına devam ediyordum. Velhasıl Furkan'ınkiyle karşılaştırınca evet nerdeyse adeta hızında bir süratliyle de olsa bir noktadan sonra sürekliliği sağladık. Ve sonra dörtnala başladık. Ve sonra, Mahir hocanın yönlendirmesiyle dörtnal giderken önce ellerimi açtım, sonra da, bir kaç saniyeliğine de olsa, gözlerimi yumdum ve o şekilde gittik. Bu "teslim olmuş", pek çok binicinin burun kıvıracağı hayvanın bana yaşattığı güzelliğin gerçekten tarifi yok. O yüzden hiç bir şeyi, hiç kimseyi küçümsememek gerek.
Ve sonra başka bir şey oldu, daha da güzel bir şey, gözlerimi açmış dizginleri elime almış ve onu artık yavaşlatacağım bir noktada Olympia biraz yavaşladıktan sonra yeniden ve bu sefer tamamen kendi iradesi ve isteğiyle dörtnala kaltı ve ben de sevinçle kabul ettim dörtnala devam etmeyi. Bir kaç dakika önce yerlerde sürünen güzel hayvan birden içinde sakladığı enerjisini ve şevkini sanki hatırlamıştı ve KEYİF ALIYORDU! İlk dörtnalda aldığım keyif evet çok eşsiz olmakla birlikte tek taraflı gibiydi, Olympia'ya minnet duygularıyla birlikte, fakat ikinci seferde sanki "birlikte"ydik ve bu sefer o da şöyle bir silkinmiş ve koşmaktan zevk alır hale gelmişti!
Ya da ben böyle düşünmek istedim... Ama hayat da zaten böyle bir şey. Deneyimlerimiz bizim onlara dair yargılarımızdan bağımsız değil...


0 yorum:
Yorum Gönder