
National Geographic'te "Köpeklere Fısıldayan Adam" adıyla gösterilen bir programın bahsini bir kaç seferdir duymuştum, fakat televizyon seyretmediğim için denk gelemiyordum. Aynı bahsin bir kez daha geçmesi üzerine geçenlerde programı yapan Cesar Milan'ın web sitesindeki yazılarını ve Youtube'deki bazı videolarını izledim. Köpeklerin davranış bozuklukları üzerine çalışan ve programlarda gösterildiği kadarıyla asla şiddet kullanmayarak mucizevi derecede kısa zamanda sonuç alabilen bu adamın köpekleri çok iyi anlamak ve çözmenin ötesinde bir kaç püf noktası benim dikkatimi çekti.
Birincisi, sorunlu bir köpekle çalışmaya, öncelikle o köpeğin sahibini düzeltmekle işe başlıyor.Köpeklerin aksettirdiği çoğu sorunlu davranış, sahiplerinin davranışsal/ruhsal/niyetsel problemlerinin tezahürü oluyor çünkü.
İkinci dikkatimi çeken ve beni ordan alıp atlara götüren ise, sıklıkla kullandığı Calm-Assertive terimi oldu. Bu terimi birebir çevirmek zor, calm "sakin" demek; assertive ise sözlükte "iddialı, güvenli, ısrarlı, kesin" gibi anlamlarla ifade ediliyor. Bu terimle Cesar'ın anlatmak istediği ise, köpeğinize karşı sakin, şefkatli, fakat sürekli kontrolün sizde olduğunu, sürünün lideri olduğunuzu hisettirecek ısrarlı ve kesin bir enerji. Yani bu ısrar veya iddia, kesinlikle öfke veya hiddetle alakalı değil. Bilakis, oldukça serinkanlı fakat istediğiniz şeyde ısrarlı ve kesin olmak.
Anlatması da, anladıktan sonra uygulaması da zor bir kavram. Ve bunu sonradan düşündüm ki, aslında atlarla olan ilişkinin de tam da böyle kurulması gerekiyor. Her ne kadar buna karşı çıkanlar olsa da, atçılıkta genel kanı atın sizi sürünün lideri olan alpha at olarak tanıması gerektiği kanısıdır. (Bundan çok farklı bir yaklaşım öneren bir kitabı daha sonra mevzubahis edeceğim) Bu liderlik durumu, malesef hala çoğunlukla bir şiddet, güç ve tehdit kullanımıyla sağlanıyor veya sağlanmaya çalışılıyor. Fakat asıl kurulması gereken, bu calm-assertive yani ısrarlı, sakin ve güvenli yaklaşımın bir süreklilik halinde gösterilmesi.
Bu yaklaşımın önemini, son derste onu kurmanın zerre yanından geçememem ve bunun doğurduğu sonuçlarla (engelden atlatamamaktan sonunda manej yolunda gitmeyi reddetmeye varan bir ikna edememe hali) karşılaşınca anladım.
Bu haleti ruhiyenin bir kaç bileşeni var; birincisi ısrar ve benim anladığım şekliyle süreklilik. Bir problemle karşılaşınca, (engelin önüne gelince içeri kaçan bir at) mesele o anda iç bacağa deli gibi abanıp atı engele sürmek için debelenmek değil. Engelin önünde böyle yapıp, engelden sonra tüm yardımları kesince, Mahir hocanın deyimiyle yemeği bir ateşe atıp yakıyor, bir soğutuyoruz. Mesele sürekli aynı harda tutarak pişirmek halbuki. Bunu sağlamanın yolu da, atla teması ve niyeti sürekli aynı canlılıkta tutmak.
İkinci mesele sakinlik. At birşeyden korkup paniğe kapılınca, veya ondan istediğiniz şeyi anlatamadığınızda ve sonuç alamadığınızda, panik ve/veya öfke duygularınızı dizginleyip sakinliği her daim koruyabilmek. Bu kendine güvenli bir dinginlik, serinkanlılık ve fakat aynı ölçüde anda kalabilmekle alakalı. Ben pek çok insana göre serinkanlı olabilirim belki, fakat benim sorunumun da donup kalmak olduğunu, o kısacık ve kritik an diliminden çıkmak için doğru ve hızlı bir karar veremeden orada debelenmek olduğunu farkettim geçen gün. Dolayısıyla sakin görünmek ve davranmak evet gerekli, ama yeterli değil. Zihnin de sakin ve net olması gerekiyor. Düşünce ve niyet düzleminde yaşanan bir karmaşa, fiziksel yardımlarla niyetleri aynı ölçüde algılayabilen ve zaten kafası karışmaya müsait olan at hayvanının yaşadığı güvensizliği iyice artırıyor. Nitekim geçen ders en fazla eksikliğini çektiğim şey zihinsel bir netlik ve sakinlikti. Hayatta yaşanan iyi kötü her tür durumun binicide yarattığı zihinsel ve ruhsal yoğunluğun, ata binerken nasıl yük olabildiğini deneyimle gördüm.
Bu netlik, ısrar ve sakinliğin getirdiği, güven ve liderlik duygusuna bir destek de okumakta olduğum bir kitaptan geldi. Daha önce konu ettiğim Sally Swift'in ikinci kitabını, Centered Riding 2'yi okumaya başladım. Ve orada yine daha önce konu ettiğim bükülemeyen kol egzersizini yeniden ele alırken, çok paralel ve önemli olduğunu düşündüğüm bir şey söylüyor: açık niyet! Kolunuzu kaba kuvvetle zorlamaktan çok daha başarılı olan serbest bırakarak bir yangın hortumu olarak hayal etme egzersizinde, "kolunuzun bükülemeyeceği"ne dair niyetinizin açık ve sürekli olması gerektiğinin altını çiziyor.Bu açık niyetlilik halinden gelen güç ve enerji, işte tam da atın hissetmesi gereken güç ve enerji. Doğal liderlik sonrasında kendiliğinden geliyor (diye hissediyorum).
Aslında sadece ata binerken değil, bu sonu olmayan güç tüm hayata aktarılabildiğinde yapabileceklerimizin hayali bile heyecan verici...
0 yorum:
Yorum Gönder