Lascaux mağarası, ~M.Ö.15000

4 Kasım 2010 Perşembe

"At Çocuk": Atın iyileştirici gücü

Atlı filmleri yazmaya, Türkçe'ye At Çocuk olarak çevrilen 2009 yapımı The Horse Boy ile başlıyorum. Filmi alıp henüz izlemediğim sıralarda, kitabına da rastgeldim (hani şu insana kendini aldıran kitaplardan biri olarak) ve kitabını da edindim. Ve açıkçası söylemek gerekirse, kitap filmin yanında çok daha fazlasını anlatıyor. Kameraya yansıyanların çok daha fazlasını. Hem filmini bulmak zor olabilecekken kitap Türkçe'ye çevrilmiş halde kolaylıkla bulunabilir. Film ise görsel anlamda etkileyici elbette. Sanırım en güzeli her ikisini birden edinip, bu inanılmaz hikayeye dair tanıklığı en güçlü biçimde yaşayabilmek.



Bu film, atın iyileştirici gücüne dair bir hikâye. Atın iyileştirici bir gücü olduğunu ben kendimden biliyorum! Mesela beni gecelerce uyutmayabilen sinüzit/alerjik rinit sorunumun, ormanda ata binerken nasıl uçup gidiverdiğine ve beton dökülmüşçesine tıkalı olan burnumun tamamıyle açılabildiğine bizzat şahit oldum. Veya baş ağrısı, grip kırgınlığı ve apseli bir dişin ağrısının, yine aynı deneyimde o süreç içinde nasıl yok oluverdiklerine de. Attan inince geri gelebiliyorlar evet, ama binerken bedenimin tüm sağlığına kavuştuğunu hissediyorum.

Bu film ise aslında sadece ata değil, başka şifa ve iyilik kaynaklarına da dair bir film. Film diyorum ama, belgesel türünde olduğunu söylemeli. Yani tamamen gerçek bir hikaye! Sundance dahil çeşitli festivallerden ödül almış olan bu belgesel film, Rowan adında otistik bir çocukları olan Amerikalı-İngiliz genç bir çiftin, oğullarına şifa bulmak amaçlı ailecek yaptıkları bir yolculuğun görüntülü günlüğü.



Otizm hakkında bu filmi izlemekten önce pek birşey bilmiyordum. Otizmin hastalık olarak görülmemesi gerektiğine dair bir mücadeleden haberim vardı; fakat işin arka planını bu filmle öğrendim. Ve çok ama çok etkileyici bir "tanışma" olduğunu tereddütsüz söyleyebilirim.

Hikâye, otistik oğulları Rowan ile iletişim kuramayan anne ve babasının, Rowan'ın atlarla olan özel ilişkisini keşfetmeleriyle başlıyor. Atın oğluna iyi geldiğini gören baba, çılgınca bir fikir geliştirip, at ve şifa deyince akla gelen yegâne coğrafyalardan birine, Moğolistan'a doğru ailecek yollara düşüp, şifayı Moğol atları ve Şaman şifacılarında aramaya karar veriyor. Evet, ailecek. Buluyorlar mı? Ne kadar buluyorlar? Başlarına neler geliyor? sorularına filmi izleme keyfini öldürmemek adına cevap vermeyeceğim; sadece bu filmin yalnızca atlarla ilgili değil, şifa ile, ruhsal tekâmül ile, tinsellikle, insanların kendi aralarındaki ve hayvanlarla ve doğa ve hatta ruhsal âlemlerle olan ilişkileriyle ilgili bir film olduğunu söyleyeyim. Filmi izledikten sonra "hastalık"ın ne demek olduğu, kötü ve lanet gibi görünen bir durumun nasıl bambaşka kapılar ve yollar açabileceği ve hani neredeyse bir hediyeye dönüşebileceğine dair benim ufkum gerçekten açıldı. Dışsal bir yolculuğun, içsel bir yolculuğa dönüşmesinin de çok güzel bir örneği bu hikâye.

Ve de herşeyden öte sevgiye dair çok ama çok etkileyici bir film. Sevgi dolu bir babanın oğlunu iyileştirme yolculuğunda karşılarına çıkan atlar ve şamanlar bir yana, gerçekte kimin kimi iyileştirdiğine dair çok ilginç cevaplar bulabilirsiniz diye düşünüyorum. Yukarıdaki tanıtım videosu, filmin bütünü yanında çok zayıf kalıyor. Kısaca, tamamını edinip izlemenizi şiddetle tavsiye ederim.

0 yorum: